Gündem
Tümü
Köşe Yazısı Trabzonspor

650 Bin Euro'yu 40 Milyona Çeviren Akıl

Trabzonspor, ligin en az harcayan takımı olarak üçüncü oldu ve kupayı kaldırdı. Bunun tesadüf olmadığını anlamak için sahaya değil, scout masasına bakmak gerekiyor.

Bu yazıyı paylaş

Bu bir köşe yazısıdır. Yazarın kişisel değerlendirmesini içerir ve FutbolRadar'ın doğrulanmış maç verisiyle karıştırılmamalıdır.

Geçen yaz Fransa'nın Bastia takımından 19 yaşında bir orta saha geldiğinde, Trabzonspor'un ödediği 5 milyon euroluk bonservis kimilerine "fazla" göründü. Çocuğun piyasa değeri henüz 650 bin euroydu. Aradan bir sezon geçti; bugün aynı futbolcu için, yani Christ Oulai için bordo-mavili yönetimin ağzından çıkan rakam 40 milyon euro. Bir sezonda 650 bin euronun 40 milyona dönüşmesi… İşte bütün mesele bu cümlenin içinde saklı.

Çünkü bu bir tesadüf değil. Oulai'yi bir kenara koyun: Ukraynalı stoper Arseniy Batagov'u Zorya Luhansk'tan neredeyse yok pahasına aldılar, bugün onu Avrupa'nın orta sıra kulüpleri konuşuyor. Portekiz'den art arda iki sağ bek getirdiler; önce Boavista'dan Pedro Malheiro, ardından Estoril'den Wagner Pina. Felipe Augusto, Zubkov, Folcarelli, Nwaiwu, Sikan… Liste uzuyor ve listedeki her ismin ortak bir özelliği var: Hiçbiri "yıldız" olarak gelmedi, hepsi Trabzon'da yıldız oldu.

Türk futbolunun klasik refleksi bellidir: Kasayı aç, adı duyulmuş ve yaşı geçkin bir futbolcuya servet öde, iki sezon oynat, sonra bedava gönder. Trabzonspor yıllarca bu döngünün faturasını ödedi, ağır ekonomik krizler yaşadı. Sonra bir şey değişti. Kulüp, "ucuza al – geliştir – pahalıya sat" mantığını bir modele dönüştürdü. İçeride buna "transfer döngüsü" diyorlar. Uğurcan Çakır'ın 36 milyon euroya satılması bu döngünün en görünür halkasıydı; ama asıl marifet, o parayı yeniden değer üretecek genç isimlere doğru yönlendirebilmekte.

Rakamlar bu aklın ne kadar işe yaradığını çıplak biçimde gösteriyor. 2025-26 sezonunda Trabzonspor kadrosuna yalnızca 38,6 milyon euro harcadı ve ligin en az yatırım yapan takımı oldu. Aynı dönemde Galatasaray 157,6, Beşiktaş yaklaşık 129, Fenerbahçe ise 124 milyon euro harcadı. Yani Fırtına, en yakın rakibinin dörtte biri kadar bile para dökmedi. Peki karşılığında ne aldı? Ligde üçüncülük, Türkiye Kupası'nda onuncu şampiyonluk, Paul Onuachu'yla gol krallığını paylaşan bir santrafor ve Avrupa'ya bir bilet. Harcanan her euro başına alınan verimde, dört büyükler içinde açık ara birinci.

Bu tablonun arkasında, sahada topa hiç dokunmayan bir ekip var: scout departmanı. Uzun süre bu yapının başında Eren Mert vardı. Ekip Güney Amerika'yı karış karış dolaştı; Brezilya, Arjantin, Uruguay. Analitik veriyle sahadaki gözü birleştiren, bir futbolcuyu transfer etmeden önce tekniğini, fizik gelişimini, karakterini, sakatlık geçmişini, maliyetini ve en kritik soruyu — "yarın bunu kaça satarım?" sorusunu — aynı masada tartan bir çalışma düzeni. Asbaşkan Zeyyat Kafkas'ın ısrarla altını çizdiği nokta da bu: Burada mesele tek bir dâhi değil, kurumsal bir akıl. Ve bu aklın en önemli süzgeci teknik direktör; çünkü Fatih Tekke, oyun fikrine uymayan hiçbir ismi kadrosuna almıyor.

Tam da burada işin çetrefil kısmı başlıyor. Bu satırların yazıldığı günlerde Eren Mert, Trabzonspor'daki görevinden istifa etti ve Acun Ilıcalı'nın İngiltere Championship ekibi Hull City'ye gitti. Yerine, yıllardır kulüpte çalışan Uğur Uzunali getirildi. Ve futbol kamuoyunda haklı bir soru dolaşmaya başladı: Bu başarı bir sistemin mi, yoksa bir ismin mi eseriydi?

Bana kalırsa cevap ikisinin ortasında bir yerde; ama soruyu doğru sormak gerekiyor. İyi kurulmuş bir scout yapısı, tanımı gereği tek bir insana bağımlı olmamalıdır. Raporlama düzeni, veri altyapısı ve ortak futbol felsefesi kalıcıysa, bir kişinin ayrılması çarkı durdurmaz. Kafkas'ın anlatmaya çalıştığı da bu. Ama dürüst olalım: En iyi değerlendiriciyi kaybetmek hiçbir zaman "hiçbir şey" değildir. Oulai'yi 650 bin euroluk piyasa değerine rağmen görebilen göz, öyle her masada bulunmaz.

İşte bu yüzden asıl sınav önümüzdeki sezon. Bir kulübün scout başarısı, tek bir transferin tutmasıyla ölçülmez; onu kuran adam gittikten sonra bile aynı isabetle devam edebilmesiyle ölçülür. Trabzonspor son iki yılda Türk futboluna çok değerli bir ders verdi: Zenginlik parada değil, akıldadır. Şimdi o aklın gerçekten kurumsallaşıp kurumsallaşmadığını göreceğiz. Fırtına mimarını uğurladı; sıra, binanın ayakta kalıp kalmayacağında.

TrabzonsporScout departmanıOyuncu geliştirmeTransfer politikasıSüper Lig
Tüm Köşe Yazıları