Son Dakika Tümü
Köşe Yazısı Futbol gündemi

11 Gol Yedik: Sorun Gerçekten Sadece Gol Atamamak mı?

Millî takıma destek olmak, yanlışları görmezden gelmek değildir. Bazen bir takıma yapılabilecek en büyük iyilik, ona doğru soruyu sormaktır.

Bu sayfayı paylaş

Bu bir köşe yazısıdır. Yazarın kişisel değerlendirmesini içerir ve FutbolRadar'ın doğrulanmış maç verisiyle karıştırılmamalıdır.

Bir teknik direktör oyuncularını korumalıdır. Kötü sonuçlardan sonra onları kamuoyunun önüne atmak, sorumluluk almak değildir. Fakat oyuncuları korumakla oynanan futbolu eleştiriden korumak arasında önemli bir fark var.

Türkiye, 5 Ekim 2026’da İtalya deplasmanından 3-1’lik yenilgiyle döndüğünde Uluslar A Ligi’ndeki ilk dört maçını da kaybetmişti. İki gol atmış, on bir gol yemişti. Bu tablo karşısında sorulması gereken soru, yalnızca neden daha fazla gol atamadığımız değil; neden bu kadar gol yediğimizdir. [1]

Montella, İtalya maçından sonra “Sadece gol eksiğimiz vardı diyebilirim” dedi. Aynı açıklamada bu seviyede deneyim kazanmamız gerektiğini, rakiplerin küçük hataları cezalandırdığını ve takımın kolektif oyununda problem görmediğini de anlattı. [2]

Benim itirazım tam burada başlıyor.

Bitiricilik sorununu kabul etmek, savunma sorununu tartışmanın yerine geçemez.

Beraberliği bulmak kadar, beraberlikten sonrasını oynamak da futbol

İtalya karşısında Aral Şimşir’in 61. dakikadaki golüyle eşitliği yakaladık. Ancak 64. dakikada, Barella’nın kullandığı serbest vuruşta Calafiori’nin kafa golüyle yeniden geriye düştük. Beraberlikle yeniden geriye düşmemiz arasında yalnızca üç dakika vardı. [1]

Tek bir pozisyondan bütün takımın çalışma düzeni hakkında hüküm vermem. Ama o pozisyonun sorduğu soruyu da kaçırmam:

Maça ortak olduğumuz anda, oyunun devamı için ne kadar hazırdık?

Duran top savunmasında görev paylaşımı neydi? Rakibin koşusunu kim takip edecekti? Eşitliği bulduktan sonra takımın önceliği ne olacaktı?

Bunlar futbolcuların millî duygularını sorgulayan sorular değil. Doğrudan teknik hazırlığı ve uygulamayı sorgulayan sorular.

Bir oyuncuya “Daha çok iste” demek kolaydır. Hangi alanı kapatacağını, hangi koşuyu takip edeceğini ve hangi anda risk alacağını açık biçimde tarif etmek ise teknik işin kendisidir.

Eksikleri yok saymayalım; eksiklere teslim de olmayalım

İtalya maçında Arda Güler ve Barış Alper Yılmaz cezalıydı. Montella, Belçika karşılaşmasına göre ilk on birde ikisi zorunlu olmak üzere altı değişiklik yaptı. Dolayısıyla değerlendirmeyi, sahaya eksiksiz ve değişmeden çıkmış bir takım varmış gibi yapmak haksızlık olur. [3]

Ancak eksikler, başka bir soruyu daha önemli hâle getiriyor: Oyuncular değiştiğinde neyi koruyabiliyoruz?

Ben millî takımda önce bunun cevabını ararım. Her maç aynı isimleri değil, farklı isimlerle de tanınabilen bir oyun görmek isterim. Top bizdeyken birbirini tamamlayan hareketler; top rakibe geçtiğinde ortak bir savunma davranışı beklerim.

Yıldız oyuncunun yokluğu kaliteyi azaltabilir. Ama oyun planının da onunla birlikte kaybolması kaçınılmaz kabul edilmemeli.

Mesele birini göndermek değil, neyin değişeceğini bilmek

Bu yazının vardığı yer otomatik bir istifa çağrısı değil.

Bir teknik direktörü değiştirmek, ancak hangi futbol anlayışına geçileceği biliniyorsa anlam taşır. Aynı şekilde devam etmek de tek başına istikrar değildir. Devam kararının arkasında teşhis, düzeltme ve ölçülebilir gelişim olmalıdır.

Ben teknik heyetten her maç galibiyet sözü beklemiyorum. Daha açık bir futbol muhasebesi bekliyorum: Neyi doğru yaptık, nerede yetersiz kaldık, bir sonraki buluşmada neyi değiştireceğiz?

Oyuncuları koruyalım. Emeklerini küçümsemeyelim. Fakat eleştiriyi sevgisizlik, soru sormayı da düşmanlık saymayalım.

Çünkü millî takıma inanmak, her açıklamaya ikna olmak zorunda olmak değildir.

Bu formaya duyduğumuz sevgi tartışma konusu değil. Tartışılması gereken, o sevginin sahada hangi oyuna dönüştüğüdür.

Kaynaklar

A Millî TakımMontellaUluslar LigiTürkiye–İtalyaFutbol Analizi
Tüm Köşe Yazıları