Son Dakika Tümü
Köşe Yazısı Maç yorumu

Bu Galatasaray'a Yetmez: Çorum Karşısında 90. Dakikada Kurtarılan Sadece Bir Puandı

Trendyol Süper Lig 2026-27 sezonu, 1. hafta | Galatasaray 2-2 Arca Çorum FK | RAMS Park, 14 Ağustos 2026

Bu yazıyı paylaş

Bu bir köşe yazısıdır. Yazarın kişisel değerlendirmesini içerir ve FutbolRadar'ın doğrulanmış maç verisiyle karıştırılmamalıdır.

90. dakikada Gabriel Sara'nın ortası havalandığında RAMS Park bir anda ayağa kalktı. Victor Osimhen yükseldi, top ağlarla buluştu, tribün patladı. Ama o sesin içinde bir şey eksikti. O, bir galibiyetin sesi değildi. Bir kurtuluşun sesiydi. Ve bir Galatasaray taraftarı, kendi evinde, ligin açılış maçında, tarihinde ilk kez Süper Lig'e yükselmiş bir takıma karşı, üstelik yirmi dakikadır 10 kişi oynayan bir rakibe karşı "oh be" diyerek nefes alıyorsa, orada kutlanacak bir şey yoktur. Orada sorulacak sorular vardır.

Ben o soruları soruyorum. Çünkü Galatasaray taraftarı olmak, sevinmenin de bir standardı olduğunu bilmektir. Bizim mahallemizde son dakika golü bir bayram olabilir; ama Çorum'a karşı atılan son dakika golü bayram değil, uyarıdır. Dört yıl üst üste şampiyon olmuş bir takımın ilk hafta yaptığı iş, skoru kurtarmak olmamalıydı. Bizim beklentimiz üç puan bile değildi aslında; bizim beklentimiz, sahaya çıkan on bir kişiye bakınca "işte bu Galatasaray" diyebilmekti. O cümleyi 90 dakika boyunca bir kez bile kuramadık.

İlk yarı: hükmeden ama bitiremeyen bir takım

Adil olalım. İlk 45 dakikada Galatasaray sahanın hâkimiydi. Osimhen 13'te kafayla kaleciyi geçti, savunma çizgiden çıkardı. 15'te Barış Alper'in ortasında yine Osimhen yükseldi, top direğin dibinden auta gitti. 25'te Osimhen'in yerden şutunu Marcos Felipe uzanarak çeldi. Yunus Akgün'ün kafa golü ofsayta takıldı. Sara uzaklardan denedi, kaleci güçlükle çeldi; serbest vuruşu baraja çarptı.

Yani pozisyon vardı. Niyet vardı. Ama devre 0-0 bitti ve o 0-0, ikinci yarıda ödenecek faturanın ilk taksitiydi. Büyük takımlar, üstünlük kurdukları yarım saati skora çevirmeyi bilen takımlardır. Çünkü çevirmezlerse, karşılarındaki takım maça "olabilir" diye inanmaya başlar. Çorum FK, soyunma odasına tam da o inançla girdi.

Sekiz dakika: 53'ten 61'e

İkinci yarının başında Sané'nin ortasında Osimhen'in kafa vuruşunu kaleci kornere çeldi, ardından 53'te Torreira'nın pasıyla savunmanın arkasına sarkan Osimhen kaleciyi de geçip topu ağlara gönderdi. 1-0. RAMS Park rahatladı. Herkes "işte şimdi açılır" dedi.

Altı dakika sonra Alexandros Kyziridis uzaktan muhteşem bir şut çekti: 1-1. İki dakika sonra Davinson Sánchez'in kısa kalan geri pasında araya giren Jesús Ramírez skoru 1-2 yaptı.

Sekiz dakika. Galatasaray'ın bir sezona başlarken en çok ihtiyaç duyduğu şey olan "oyun kontrolü", sekiz dakikada buharlaştı. Ve burada eleştiriyi kişiselleştirmeden, gerekçesiyle söylemek gerekiyor: Sánchez'in hatası bireysel bir hatadır, olur, futbolun içindedir. Asıl mesele o hatanın neden bu kadar kolay gole dönüştüğüdür. 1-0 önde olan bir takımın, kendi sahasında, kendi seyircisi önünde, iki dakika içinde ikinci golü yemesi tek bir oyuncunun meselesi olamaz. Bu, ilk gol yendikten sonra takımın kendini toparlama refleksinin çalışmadığını gösterir. Orta sahanın topu koruma, oyunu durdurma, tempoyu düşürme reflekslerinin çalışmadığını gösterir. Bir sezon boyunca Avrupa'da ve ligde ayakta kalmak isteyen bir takımın en can alıcı eksiği tam da budur.

10 kişiye karşı 20 dakika

70. dakikada Kyziridis, Yunus Akgün'e yaptığı müdahale sonrası direkt kırmızı kart gördü. Yani Galatasaray'ın elinde yirmi dakika ve bir kişilik sayısal üstünlük vardı.

Bu yirmi dakikada gördüğümüz şey, dört yıllık şampiyonun rakibini ezip geçmesi değildi. Yan yana pas, geriye pas, ceza sahasına çaresizce gönderilen orta, bir de umut. Beraberlik 90'da geldi ve yine bir orta-kafa vuruşu kombinasyonundan geldi. Yani B planı, aslında A planının yüksek dozlu tekrarıydı.

Kalite farkı buradadır. Çorum FK ile Galatasaray arasındaki bütçe farkı, kadro derinliği farkı, tecrübe farkı ortadadır ve tartışılmaz. Ama futbolda o fark sahaya kendiliğinden yansımaz; yansıtılır. Dün akşam yansıtılamadı. Çorum FK, ilk Süper Lig maçında cesur, disiplinli ve fiziksel olarak hazır bir takım görüntüsü verdi. Alınlarının akıyla döndüler. Bunu teslim etmek, Galatasaray'ın eleştirisini zayıflatmaz; güçlendirir.

Neden sadece kazanmak yetmiyor?

Birileri çıkıp "abartmayın, ilk hafta, puan da alındı" diyecek. Diyebilir. Ama Galatasaray taraftarının futbolla kurduğu ilişki, tabelaya bakıp tatmin olmak üzerine kurulu değildir. Bu tribün, kazanılan maçlardan çok nasıl kazanıldığını hatırlar. Çünkü Galatasaray'ın ligdeki rakipleri sadece Fenerbahçe ya da Beşiktaş değil; kendi geçmişidir. Bu forma, sahaya çıktığı her maçta rakibine "sen bugün zor bir akşam geçireceksin" hissini vermek zorundadır. O his, kupalardan önce gelir; kupaları da o his getirir.

Dün akşam Çorum FK, o hissi hiç yaşamadı. Yediği golden sonra dağılmadı, öne geçtikten sonra korkuya kapılmadı, 10 kişi kaldıktan sonra bile paniklemedi. Bir takım size karşı bu kadar rahatsa, mesele sizin skorunuz değil, sizin görüntünüzdür.

Teknik direktörün tercihleri

Okan Buruk maç öncesi kendisi söyledi: kulübede mevkisel olarak hücum oyuncusu azlığı göze çarpıyordu. Bu, hem bir tespit hem de bir itiraftır. İlkay Gündoğan, Wilfried Singo, Mario Lemina, Eren Elmalı, yeni transfer Lesley Ugochukwu gibi isimlerin bulunduğu bir yedek kulübesiyle 1-2 geriye düşen bir takımın elindeki gerçek "oyun değiştirici" alternatifi sınırlıydı.

Buruk'un ligdeki karnesi tartışılmaz; yeni yükselen ekiplere karşı istatistikleri son derece güçlü. Ama tam da bu yüzden dün akşamki tablo bir kaza değil, bir sinyal olarak okunmalı. Hazırlık döneminde beş maçta tek galibiyet alan (Monza ve Venezia'ya yenilgi, Rennes ile 3-3), Dünya Kupası dönüşü ritim sorunları yaşayan bir takımın açılış haftasında böyle bir görüntü vermesi, tesadüf değil, sürecin doğal sonucudur. Transfer dönemi hâlâ açık. Kadronun tamamlanması gereken bölgeleri, dün 90 dakika boyunca kendini bağıra bağıra belli etti.

Öne çıkanlar, geride kalanlar

Victor Osimhen dün akşam takımını tek başına puana taşıdı. İki gol, sayısız kafa mücadelesi, bitmeyen koşu. Onu tribünden alkışlamamak mümkün değil. Barış Alper Yılmaz sol kanattan üretmeye çalıştı, ortalarıyla ilk yarının en tehlikeli anlarını hazırladı. Gabriel Sara hem uzak mesafe denemeleriyle hem de son golün asistiyle sorumluluk aldı.

Öte yandan Leroy Sané'den beklenen fark yaratıcılık 90 dakikaya yayılmadı. Savunma hattı, özellikle ikinci yarıdaki iki gol pozisyonunda konsantrasyon ve pozisyon alma anlamında ikna edici olmadı. Orta sahanın oyunu soğutma yeteneği, kritik on dakikada ortada yoktu.

Tek maçtan sezon çıkmaz — ama sinyal çıkar

Şimdi temkinli bölüm, çünkü isyan başka şey, akıl tutulması başka şey.

Bu bir maçtır. Ligin ilk haftasıdır. Kadro tamamlanmamıştır. Dünya Kupası dönüşü adaptasyon sorunu sadece Galatasaray'ın meselesi değildir. Aynı Galatasaray, üç hafta sonra bambaşka bir yüzle sahaya çıkabilir ve muhtemelen çıkacaktır da. Bir beraberlikten yola çıkıp "sezon bitti" demek, dün akşam sahada eksik olan aynı soğukkanlılığı tribünde de kaybetmek olur.

Ama şunu da söylemeden geçmeyelim: Galatasaray'ın hedefi Çorum'u yenmek değildir. Galatasaray'ın hedefi, Çorum'u yenerken bile Avrupa'ya hazır olduğunu göstermektir. Bu camianın çıtası, ligin ilk haftasında kurtarılan bir puan değildir. Bu camianın çıtası, beşinci şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi'nde ayakta kalmaktır. O çıtaya bakınca dün akşamki 90 dakika, bir felaket değil ama kesinlikle bir uyarıdır.

Osimhen'in 90. dakika golü bir puanı kurtardı. Ama Galatasaray'ı büyük yapan şey hiçbir zaman kurtarılan puanlar olmadı — kimsenin kurtarmaya ihtiyaç duymadığı maçlar oldu.

GalatasarayÇorum FKSüper LigOsimhenOkan Buruk
Tüm Köşe Yazıları