Beşiktaş'ta Bahaneler Bitti: Bu Takımın Kimliği Ceza Sahasında Belli Olacak
Beşiktaş sezona 5'te 5 ve gol yemeyen bir savunmayla başladı, ancak beş resmi maçta yalnızca altı gol attı. Eyüpspor karşısındaki 1-0'lık galibiyet, Italiano'nun kurduğu oyunun sağlamlığını olduğu kadar ceza sahasındaki üretkenlik sorununu da gösterdi. Vlahovic ve Trossard'la kadro kalitesini tavana çıkaran siyah-beyazlılar için bahane dönemi kapandı: bu takımın kimliği önümüzdeki yirmi günde belli olacak.
Bu bir köşe yazısıdır. Yazarın kişisel değerlendirmesini içerir ve FutbolRadar'ın doğrulanmış maç verisiyle karıştırılmamalıdır.
Pazar gecesi Tüpraş Stadyumu'nda iki ayrı tören vardı. Biri resmiydi: Necip Uysal, hayatında başka bir kulübün formasını giymeden, eşi ve çocuklarıyla sahaya çıkıp futbolu bıraktı. Diğeri gayriresmiydi: aynı sahaya, birkaç dakika sonra, Arsenal'den gelen Leandro Trossard siyah-beyazlı formayla Süper Lig'deki ilk maçına çıktı. Aynı çim, aynı doksan dakika, iki farklı Beşiktaş.
O gece Kartal, Eyüpspor'u Vaclav Cerny'nin 25. dakikadaki golüyle 1-0 yendi. Sezona üç puanla başladı. Bu sezon oynadığı beş resmi maçın beşini de kazandı, altı gol attı, kalesinde hâlâ hiç gol görmedi. Rakamlar mükemmel. Buna rağmen tribünden çıkarken kimsenin yüzünde bayram yoktu — ve bence bu, Beşiktaş taraftarının futbol aklına duyulması gereken bir saygı işareti.
Elimizdeki tablo: kusursuz skorlar, ince bir marj
Beşiktaş, Avrupa Ligi'nde 2. eleme turundan başladı; Midtjylland'ı 1-0 ve 2-0, Hradec Kralove'yi 1-0 ve 1-0 yenerek play-off'a yükseldi. Lige de 1-0'la girdi. Beş maç, altı gol. Yani maç başına 1,2 gol.
Bu bir kimlik değil. Bu bir marj.
Marj demek, her şeyin doğru gitmesi hâlinde kazanmak demektir. Alexander Nübel'in her hafta o seviyede kalması, stoperlerin hata yapmaması, rakibin dar alanda kilitlenip kalması gerekir. Marjla oynayan takım, ilk kötü on beş dakikasında ceza öder. Nitekim Eyüpspor 68. dakikada David Costa'nın kırmızı kartıyla on kişi kaldıktan sonra Beşiktaş'ın oyunu iyileşmedi, tam tersine yavaşladı.
Bunu ben iddia etmiyorum; teknik direktörün kendisi söylüyor. Vincenzo Italiano maç sonunda bitiricilik sorununu daha hızlı çözmeleri gerektiğini, bu skorlarla rakibin hâlâ oyunda tutulduğunu, bunun da risk yarattığını açıkça ifade etti. Bir teknik adamın galibiyet gecesinde bunu söylemesi kıymetlidir. Sorun, bu cümlenin beş maçtır tekrarlanıyor olması.
Bahane dosyası kapandı
Beşiktaş camiasının son yıllardaki en rahat sığınağı şuydu: "Kadro yetersiz, bütçe yok, rakiplerle aynı kulvarda değiliz."
O sığınak bu yaz yıkıldı.
Kaleye Bayern Münih'ten Alexander Nübel, kanada Arsenal'den Leandro Trossard, orta sahaya Borussia Dortmund'dan Salih Özcan, sol beke Monaco'dan Kassoum Ouattara, kadroya Doğan Alemdar ve İlhan Fakılı geldi. Ve santrfora, KAP'a bildirilen sözleşmeye göre üç yıllığına, sezon başına 7,5 milyon euro garanti ücretle Dusan Vlahovic imzaladı — üstelik bonservis bedeli ödenmeden.
Serdal Adalı yönetimi, taraftarın yıllardır istediği şeyi yaptı: gövde gösterisi. Şimdi sıra, o gövdenin sahada bir şekle bürünmesinde.
Çünkü Beşiktaş geçen sezonu 60 puanla dördüncü sırada, 40 gol yiyerek bitirmişti ve Avrupa'ya en alt kapıdan girmek zorunda kalmıştı. Bu yaz yapılan operasyon, o tablonun kabul edilmediğinin ilanıdır. İlan verildikten sonra "sabır" istemek biraz zordur.
Rakamın söylediği rahatsız edici şey
Maç sonu basın toplantısında ortaya konan bir veri var ve bence gecenin en önemli cümlesi oydu: Beşiktaş'ın bu sezonki beş resmi maçında en çok şut çeken oyuncu, maç başına 5,20 şutla Orkun Kökçü.
Bir düşünün. Kadrosunda Semih Kılıçsoy, Hyeon-gyu Oh ve artık Vlahovic bulunan bir takımda, ceza sahasının dışından en çok tetiğe basan isim merkez orta saha oyuncusu.
Italiano bu soruya felsefesiyle cevap verdi: takımın işi dokuz numarayı beslemektir, kanat oyuncuları da onun gözünde forvettir, gol herkesten beklenir. Doğru bir futbol görüşü. Ama beş maçlık veri, bu görüşün henüz sahaya tam oturmadığını söylüyor. Kanatlar gol atıyor, orta saha şut çekiyor, dokuz numara ise pozisyona giriyor ama bitiremiyor.
Eyüpspor maçı bunun küçük bir maketiydi: Junior Olaitan'ın savunma arkasına attığı tek dikey topla gol geldi. Yani Beşiktaş'ın en net silahı, kurulu düzende ceza sahasını çözmek değil, bir anlık dikeylik. Kapanan takımlara karşı bu silah her hafta ateş almaz.
Italiano'nun oyunu iyi, sorusu ağır
Adil olalım: Italiano'nun getirdiği şey ortada ve gözle görülüyor. Stoperler yüksekte oynuyor, saha kısaltılıyor, top kaybının hemen ardından baskı geliyor, oyun kanatlardan besleniyor. Hoca ilk 11'de dört değişiklik yaptığı bir maçtan sonra "takım kimliğini korudu" derken haklıydı; bu, bir teknik direktör takımı olmanın en somut kanıtıdır. Beşiktaş yıllar sonra oyununu isme değil, sisteme yaslıyor.
Ama işte tam da bu yüzden sorular artık daha ağır ve doğrudan sorulmalı:
Teknik heyete: Semih ile Oh arasındaki gidiş geliş bir rekabet mi, yoksa bir kararsızlık mı? Bu yüksek riskli, beklerin sürekli ileride kaldığı düzende Fenerbahçe deplasmanında da aynı cesaret gösterilecek mi?
Yönetime: Sağ kanat dosyası hâlâ açıkken ve Avrupa Ligi lig aşamasının kapısında bir maç varken, kadro "tamamlandı" sayılıyor mu? Vlahovic'in bireysel çalışma dönemi doğru yönetiliyor — Italiano sakatlık riskini gerekçe göstererek onu perşembe günü ancak yedek kulübesine alacağını söyledi — ama bu takım o vitrini beklerken puan kaybetme lüksüne sahip mi?
Taraftarın hesabı sizinkinden farklı
Beşiktaş tribününün nasıl çalıştığını Eyüpspor maçının ısınmasında gördük. Son haftalarda kaçırdığı pozisyonlarla eleştirilen Cerny, tribüne tek tek çağrılıp desteklendi. Ve o adam maçın golünü attı.
Bu tribün, hata yapan oyuncuyu yakmıyor. Yakmadığı gibi ayağa kaldırıyor. Ama karşılığında istediği bir şey var ve o şey skor tabelası değil: ritim. Bu taraftar 1-0'lık galibiyete küsmez; 1-0'ı korumak için oyunu ölü zamana yatıran bir Beşiktaş'a küser. Çünkü bu kulübün hafızasında galibiyetler değil, galibiyetlerin nasıl alındığı yazılıdır.
Beni asıl düşündüren şu: Necip Uysal'ın veda ettiği gece, sahadaki on birde Beşiktaş altyapısından yetişmiş tek isim Semih Kılıçsoy'du. Kadro kalitesi tavan yaptı, kadro aidiyeti ise yeniden inşa edilmek zorunda. Trossard'ın, Nübel'in, Vlahovic'in bu formanın ne demek olduğunu öğrenmesi için üç hafta değil, üç maç var.
Önümüzdeki yirmi gün her şeyi söyleyecek
Takvim merhametsiz. 20 Ağustos'ta evinde Kauno Zalgiris, 27 Ağustos'ta deplasmanda rövanş; kazanan 36 takımlı Avrupa Ligi lig aşamasına gidiyor ve 28 Ağustos'ta kura çekiliyor. Arada Alanyaspor deplasmanı, dördüncü haftada ise Kadıköy.
Yani Beşiktaş'ın bu sezona dair bütün soruları eylül gelmeden cevaplanacak. Litvanya temsilcisi karşısında da 1-0'lar üzerinden tur arayan bir Beşiktaş, Kadıköy'e aynı marjla gidemez. Bu kadronun maliyeti, "turu geçtik" cümlesiyle savunulamaz.
Benim iddiam net: Beşiktaş'ın bu sezonu Nübel'in kurtarışlarıyla değil, ceza sahası içindeki ilk dokunuşlarla yazılacak. Beş maçta altı gol, tur atlamanın matematiğidir; şampiyonluk yarışının değil.
Necip Uysal'ın gözyaşıyla Vlahovic'in imza töreni arasındaki mesafe, aslında bu kulübün tek gerçek sorusudur: Beşiktaş artık kim olmak istiyor? Kalesini kapatıp bekleyen, tek golle idare eden, akıllı ve temkinli bir Avrupa takımı mı; yoksa rakibini altıpasta boğan, skoru açan, tribünü ayağa kaldıran o eski, huysuz, ısrarcı Kartal mı?
Cevap perşembe akşamı Dolmabahçe'de verilecek. Ve o cevap, tabelada değil, ceza sahasının içinde aranmalı.