90+1'de Gelen O Gol: Başakşehir'de Galatasaray'ın Karakteri Konuştu
Trendyol Süper Lig 2026-27 sezonu, 4. hafta | Başakşehir 2-3 Galatasaray | Başakşehir Fatih Terim Stadyumu, 4 Eylül 2026
Bu bir köşe yazısıdır. Yazarın kişisel değerlendirmesini içerir ve FutbolRadar'ın doğrulanmış maç verisiyle karıştırılmamalıdır.
Skor tabelası 90+1'de değişti ve orada yazan 2-3, bir hafta boyunca konuşulacak tek şeymiş gibi görünecek: Galatasaray kazandı, deplasmandan 3 puanla döndü, zirve takibi sürüyor. Ama Başakşehir Fatih Terim Stadyumu'ndan çıkan gerçek hikâye bu kadar rahat değil. Bu, bir takımın üstünlüğünü koruyamadığı, iki kez eline geçirdiği avantajı iki kez kaybettiği ve sonunda maçı kazandıran şeyin taktik üstünlük değil, bireysel bir anın parıltısı olduğu bir akşamdı.
Galatasaray bu sezon dördüncü haftaya kadar oynadığı maçların hiçbirinde rahat bir galibiyet görüntüsü vermedi. Çorum'a karşı 90. dakikada kurtarılan bir puan, sonra Erzurumspor ve Göztepe karşısında alınan galibiyetler, şimdi de Başakşehir'de bir kez daha son dakika draması. Bu bir tesadüf değil; bir örüntü. Ve örüntüler, tek maçlardan daha çok şey anlatır.
İlk yarım saat: sahanın hakimi, skorun değil
Osimhen 17. dakikada attığı golle Galatasaray'ı öne geçirdi. Sané'nin sağdan getirdiği topu kontrol edip çevirmesiyle gelişen pozisyonda Nijeryalı forvet, bu sezon alışkanlık haline getirdiği o soğukkanlı bitiricilikle topu ağlara gönderdi. O dakikaya kadar ve o dakikadan sonraki yirmi dakika boyunca sahada tek bir takım vardı. Galatasaray topa sahipti, Başakşehir'i kendi yarı sahasına hapsetti, ikinci golü bulmak için en az üç net pozisyon üretti.
Ama bulamadı. Ve maç sonrasında konuşulması gereken ilk şey tam da bu: 1-0 önde ve baskın olduğu otuz dakikada ikinci golü atamayan bir takım, rakibine hayatta kalma umudu veriyor. Çorum maçında da, Rennes hazırlık maçında da aynı senaryoyu gördük. Üstünlük skora yansımayınca, maç her zaman rakip için daha ucuza geliyor.
66. dakika: penaltı ve momentum kayması
Başakşehir, savunmada topu kaybettiği anlarda uyguladığı yüksek pres ile 45. dakikadan sonra maça tutundu. 66. dakikada ceza sahası içinde verilen penaltıyı Shomurodov soğukkanlılıkla kullandı: 1-1. Bu golden hemen sonra saha genişledi, Galatasaray'ın orta sahası ilk yarıdaki kontrolünü bir süreliğine kaybetti.
Galatasaray'ın cevabı hızlı geldi. 71. dakikada Lucas Torreira, ceza sahası dışından bulduğu boşlukta topu ağlara gönderdi: 1-2. Uruguaylı orta saha, bu golle hem kendi golcü katkısını hem de takımın ikinci yarıdaki toparlanma refleksini gösterdi. O anda maç kontrol altına alınmış gibi görünüyordu.
76. dakika: aynı hata, farklı sonuç
Görünmedi. Başakşehir'in sağ kanattan kazandığı kornerde Skov Olsen'in ortası kaleci Emin Bayram'ın üzerinden aşarak yakın direkte Davinson Sánchez'in kafasına çarptı ve kendi kalesine gitti: 2-2. Çorum maçında konuşulan savunma hattı konsantrasyonu meselesi, dört hafta sonra yine aynı isimle, yine bir kafa topu pozisyonunda karşımıza çıktı. Bu, tesadüfen tekrar eden bir hata değil; çözülmesi gereken bir zafiyet.
Bir deplasman maçında, kendi kalesine giden bir golle 2-2'ye düşen bir takımın psikolojik olarak dağılması beklenirdi. Galatasaray dağılmadı — ve maçın asıl anlatısı burada başlıyor.
90+1: karakterin konuştuğu dakika
Uzatma dakikalarına girilirken herkes bir beraberliğe hazırlanıyordu. Tam o sırada Gabriel Sara, sezon boyunca üstlendiği "son dakika kahramanı" rolünü bir kez daha oynadı ve topu ağlara göndererek Galatasaray'a 3 puanı getirdi: 2-3. Çorum maçındaki asistin ardından bu kez bizzat kendisi maçı bitiren isim oldu.
Bir oyuncunun sezon açılışından bu yana ikinci kez maçın kaderini belirleyen golü atması övgüyü hak ediyor. Ama bunu bir takım erdemi olarak sunmadan önce dürüst olmak gerekiyor: bir takımın maçları 90+1'de kazanması, o takımın karakterli olduğunu değil, doksan dakika boyunca işini bitirmediğini de gösterir. İkisi bir arada var olabilir. Galatasaray'ın bu sezon hem övülmeyi hem de sorgulanmayı hak etmesinin sebebi tam olarak bu.
Neden bu bir kutlama değil, bir uyarı
Dört haftada dört farklı maçta, Galatasaray kurduğu üstünlüğü skora tam olarak yansıtamadı ve her seferinde işi son dakikalara bıraktı. Rakip Süper Lig'de bu sezon en azından şimdiye kadar orta sıra bir takım olan Başakşehir'di; ceza sahası içindeki bir penaltı ve bir kendi kaleye gol, konuk takımın savunma organizasyonundaki çatlakları gösterdi.
Şampiyonluk yarışında dört puanlık bir farkla değil, doksan dakikalık bir disiplinle kazanılır. Osimhen'in bitiriciliği, Torreira'nın orta saha katkısı ve Sara'nın son dakika reflekslerine bu takım bir sezon boyunca güvenemez. Bir gün o üçlü susarsa, geriye kalan görüntü, ilk yarım saatte üstünlük kurup bunu koruyamayan bir savunma hattı olacaktır.
Öne çıkanlar
Victor Osimhen yine golüyle takımını öne geçirdi ve baskısını 90 dakika sürdürdü. Lucas Torreira, hem golüyle hem de orta sahadaki toparlayıcı rolüyle maçın en dengeli isimlerinden biriydi. Gabriel Sara, son dakika golüyle bir kez daha adını maçın kahramanı olarak yazdırdı. Öte yandan Davinson Sánchez'in kendi kalesine attığı gol, savunmadaki konsantrasyon sorununun hâlâ çözülmediğini bir kez daha gösterdi.
Sonuç: üç puan var, huzur yok
Galatasaray, Başakşehir deplasmanından 3 puanla döndü ve bu, tabelada aradığı sonuçtu. Ama taraftarın bu galibiyetten çıkarması gereken ders, "nasıl olsa kazanıyoruz" rahatlığı değil, tam tersi olmalı: bu takım hâlâ kurduğu üstünlüğü erken bitirmeyi öğrenmiş değil ve savunmada tekrar eden bir hata örüntüsü taşıyor. Sezonun geri kalanında rakipler zayıfladıkça bu eksikler örtülebilir. Ama Avrupa'da ve ligin üst sıra maçlarında, doksan birinci dakikaya kalan bir galibiyet her zaman gelmeyecek.